Varlığını kanıtlamak. Bu nasıl mümkündü? Ya da neyle
mümkündü? Neden kanıtlama gereği duyardı insan? Sanırım cevaplardan çok
soruları biriktirdim içimde. Cevaplar bir yerlerde fakat aramak lazımdı.
Yazarak mı yaşamı kanıtlayabilirdi insan. Ya da çizerek, sarkı söyleyerek, dans
ederek mi? Bedenimi usulca çıkarıp tozlu bir sandığa koymuş gibiydim. Ruhumla dört
duvar arasında günleri izliyordum uzaktan. Temel bir yaşama amacım vardı
yalnızca onu gerçekleştiriyordum. Geçmiş önceden izlemiş olduğum keyifli bir
film gibi kaldı hatırımda. Bazı sahneler üzücü, bazıları korkutucu. Şaşırıyorduk
fotoğraflara bakınca. Hayallerimizde sarılıyorduk sevdiklerimize. Önceleri
gizemli gelirdi bu maskeler, lakin daha sonra duygularımızın dudaklarımızın
kenarında beliren yansımalarını göremeyişimiz ruhlarımıza sessiz bir haykırış
oldu. Gülüyor muydu bu insanlar? Ya da üzgündü ama mutlu mu gözükmeye çalışıyordu?
Yalnızca gözler görülebiliyordu. Belki de tek kullanmadığımız uzvumuz yalnızca
gözler önüne seriliyordu. Bakın diye. Hatta yalnızca bakmayın, etrafı görün,
açlığı, susuzluğu, savaşları görün diye yalnızca gözlerimiz kapatılmamıştı.
Yorumlar
Yorum Gönder